13 Ocak 2012 Cuma





Nasrettin Hoca Fıkraları


AKŞEHİR’E GELEN PAPAZLAR

Bir gün üç papaz gelmiş Akşehir’e. Sohbet sırasında Nasrettin Hoca’ya sorular sormuş papazlar.
Bir ara papazlardan biri:
- Hoca Efendi,dünyanın tam orta yeri neresidir?
Nasrettin Hoca eşeğinin ön ayağının bastığı yeri göstererek:
- İşte tam burasıdır, papaz efendi, diye yanıtlamış adamı.
Papaz gülmüş:
- Nereden bildin hoca Efendi orası olduğunu?diye sormuş.
Nasrettin Hoca’da gülmüş:
- İnanmazsan ölç diye yanıtlamış papazı.

AL ŞU ELİMİ

Nasrettin Hoca’nın gençlik günleri….
Birkaç arkadaşı ile birlikte Akşehir’deki bir gezinti yerine giden Nasrettin Hoca yemek yedikten sonra , orada bulunan akarsuyun havuzunda ellerini yıkarken birden ayağı kaymış ve havuza düşmüş.
Havuz derinmiş. Nasrettin Hoca, nerede ise boğulacakmış. Onu kurtarmak isteyenlerden biri elini uzatarak :
- Ver elini, diye bağırmış.
Ama Nasrettin Hoca elini bir türlü uzatmıyor ve havuzun içinde çırpınarak kenara yaklaşmaya çalışıyormuş.
Havuzun çevresindeki gençlerden uyanık olan birisi:
- Al şu elimi diye bağırmış.
Nasrettin Hoca , gencin uzattığı eli tutmuş ve havuzdan çıkmış.
Hoca’ya bunun nedenini sordular.
Şöyle yanıt vermiş :
- Arkadaşlar,demiş, sakın kınamayın. Ben , vermeye değil almaya alışmışım.

AYDINLIK

Nasrettin Hoca bir gün köyde kapısının önünde bir şeyler aranıyormuş. Hocayı gören komşuları yanına yaklaşarak:
- Hayrola Hoca Efendi,demişler,bir şey mi kaybettin?
- Mühürüm düştü de…
- Nerede düşürdün?Söyle, biz de bakıverelim.
- İçerde düşürdüm,avluda…
- Avluda kaybedilen şey sokakta aranır mı be Hoca?
Evinde ve bahçesinde ışığı olmayan Hoca ,bunun üzerine:
- Avlu karanlık.burası daha aydınlık da onun için burada arıyorum,demiş.

BABA SÖZÜ DİNLEMEK

asrettin Hoca’nın bir oğlu varmış…Ters mi ters … Ne denirse tam tersini yapan bir çocuk.
Bir gün Nasrettin Hoca ile oğlu Akşehir’e gitmişler. Oradan iki çuval tuz almışlar. Ve eşeğe yükleyip köylerine dönmek için yola koyulmuşlar.
Köylerinin yakınındaki derenin yanına gelmişler, Nasrettin Hoca derenin en sığ yerinden karşıya geçmiş. Oğlu da o sırada eşeği sudan geçirmekteymiş….
Nasrettin Hoca bir de bakar ki, ne görsün, eşeğin sırtındaki çuvallardan biri suya değdi değecek…
Ne yapsın?
Oğlunun da huyunu bildiği için seslenir:
- Sevgili oğlum…Çuvallardan biri suya değecek. Biraz daha asıl da iyice suya gömülsün…
Çocuğun o gün uysallığı üzerindeymiş… Tutup,babasının dediğini yapmış. Sarkan çuvalı batırmış. İşte tam o anda, öteki çuvalda semerin üzerinden devrilmiş…
Ve iki çuval birden suya düşmüş…
Nasrettin Hoca can havliyle oğluna bağırmış:
- Ulan ne halt ettin,salak oğlum?… İki çuval tuz suya karıştı!
Oğlu yanıtlamış:
- Kırk yılda bir baba sözü dinleyelim dedik, gene de yaranamadık..

Bahar Havası

Nasreddin Hoca bir kış günü kahvede oturmuş kahvesini yudumlarken, içeriye dışarıda iyice üşümüş biri girer. Adam hemen bir sandalyeye ilişir ve başlar havanın soğukluğundan şikayete:
-Havalar ne kadar soğuk bu günlerde… Biraz daha dışarıda kalsaydım soğuktan donacaktım..
Başka masada oturan bir adam:
-Bu insaoğlu böyledir zaten, diye söylenir, kış gelse soğuktan şikayet eder, yaz gelse sıcaktan şikayet eder.
Oturduğu yerden olup bitani seyreden Hoca seslenir:
-Bre adam, na konuşup duruyorsun öyle… Bahar havasında kimsenin bir şey dediği var mı ?

Bahşiş

Nasrettin Hoca bir gün hamama yıkanmaya gider. Hamamcılar Hocayla hiç ilgilenmezler, eski bir peştamal, yırtık bir havlu verirler. Nasrettin Hoca hiç sesini çıkartmaz. Hamamdan çıkarken yüklüce bir bahşiş bırakır.
1 hafta sonra Hoca aynı hamama geldiğinde, bu kez büyük ikramlar görür, fakat çıkarken hiç bahşiş bırakmazlar.
-Hocam der hamamcılar, gösterdiğimiz o kadar ilgiye neden bahşiş bırakmıyorsun?
- Bugün vermememin nedeni geçen haftaki hizmetinizden der Hoca, geçen hafta verdiğim de bugünkü hizmetinizin karşılığıydı. Böylece ödeştik !

BAKLAVA

Hoca akşamleyin eve doğru yürürken, baklava seven bir köylüyle karşılaşır.
- “Hocam, biraz önce bir adam büyük bir tepsi baklava götürüyordu…”
- “Bana ne!”
- “Fakat adam tepsiyi sizin eve götürüyordu.”
- “O zaman sana ne!”

Ben Uyuyorum

Bir gün Nasreddin Hoca şehre gelip, bir arkadaşıyla birlikte handa kalmış.
Gece yarısı arkadaşı sormuş:
- Hocam, uyudunuz mu?
- Buyurun bir şey mi var?
- Biraz borç para isteyecektim.
Nasreddin Hoca derhal horlamaya başlayıp:
- Ben uyuyorum! demiş.

Biraz Da Biz Ölelim

Hocayı ramazan da iftara davet etmiş biri.
Yemekte börek sinisinin basına üşüşüp ev sahibi, atıştırmaya atıştırdıkça da siniyi kendi yönüne döndürmeye başlamış.
Hoca bir bakmış iki bakmış her lokma yutuşunda oh öldüm diyen ev sahibine, birader demiş bırak biraz da biz ölelim.

Boşuna Değil

Bir yaz günü Nasrettin Hoca iyice susamış. Yolda dikkatini çeken çeşmenin yanına koşar. Çeşmenin lülesinin bir tahta parçasıyla tıkalı olduğunu farkeder.
Ama o kadar çok susamıştır ki Hoca, hemen tahta tıpayı çıkartmak için uğraşmaya başlar. Tahta tıpa aniden yerinden çıkınca, Nasrettin Hoca’nın üstüne sular fışkırmaya başlar. Bir anda sırılsıklam olan Hoca, çeşmeye seslenir:
-Bre çeşme senin ağzını boşu boşuna kapatmamışlar. Deli dolu aktığını gören, senni ağzını tıkamasın da ne yapsın…!

BÜYÜK FARKLILIK

Hoca, namaz kıldırıp vaaz vermek için üç günlük uzaklıktaki bir köye gitmiş, bir ağanın evine konuk olmuş. Ağa, Hoca’ya bir şey okutmuş, sonra aynı şeyi kendisi okumuş. Hoca’ya bir satır yazı yazdırmış, altına aynı yazıyı kendi de yazmış. Sonra demiş ki:
- “Gördün ya, sen okudun, ben de okudum. Sen yazdın, ben de yazdım. Sana ne hacet, aramızda ne fark var?” Hoca:
- “Dur demiş, aramızda büyük bir fark var: ben üç günlük yolu, yarı aç ve yaya geldim, sense burada rahat huzur içinde yan gelip yatıyorsun.

Çıkarın Paraları

Nasreddin Hoca bir ara lokanta işletir. Bir gün lokantaya bilgin kılıklı iki adam gelir. Masalardan birine oturup gönüllerince yiyip içerler. Sıra 3 akçelik hesabı ödemeye gelince:
-Hoca efendi, siz de bilirsiniz ki, insan denilen mahluk ölür, ama ruhu daima yaşar. Okumuş yazmış bir adam olarak, malumunuz ki, ruh ölmeyip vücuttan vücuda geçer. Buna göre bizim ruhumuz bin iki yüz sene sonra tekrar dünyaya gelecektir. Yiyip içteklerimizin borcunu o zaman öderiz. Anlaştık mı, derler.
Nasrettin Hoca istifini bozmadan karşılık verir:
-Tabi bilmez miyim, öyledir muhakkak. O zaman bin iki yüz sene sonra ödersiniz borcunuzu.
Adamlar Nasreddin Hoca yı kandırdıklarını zannederler. Tam dükkandan çıkacakları vakit Hoca adamların yakasına yapışır ve:
-Efendiler sizin bana on akçe borcunuz var, der.
Adamlar şaşkınlıkla:
-Hocam bin iki yüz sene sonra ödeyeceğiz dedik ya, deyince, Hoca adamların ahmaklıklarını yüzüne vururcasına:
-Yahu siz ne kadar unutkan adamlarsınız! Siz üç yüz sene evvel yine buraya gelmiş, yiyip içmiş aynı sözleri söylemiştiniz. İşte üç yüz sene geçti ve borcunuzu ödeme zamanı geldi. Şimdi çıkarın bakalım paraları, der ve adamlardan 10 akçesini alır..

DİLENCİ

Nasreddin Hoca bir gün pazarda dolaşırken yanına bi dilenci yaklaşır ve:
-Bana sadaka veririsen sana dua ederim! der..
Demesiyle Hoca hemen cebinden beş on kuruş çıkarır, dilenciye verir.
-Aman dua mua etmem istemem! der Hoca.
Dilenci:
-Niye?
Nasreddin Hoca:
-Eğer senin duan kabul olsaydı, sen şimdi dileniyor olmazdın…!

DOKSAN DOKUZ OLSUN

Günlerden bir gün Nasreddin Hoca’ya düşünde doksan dokuz altın vermişler.
-Doksan dokuz altın olmaz, hiç olmazsa illa yüz olsun, diye diretirken uyanıvermiş. Birde bakmış ki, ortada ne altın var ne de altın veren..
Hemen gözlerini kapamış elini uzatmış Hoca:
-Her zaman bu kadar alçak gönüllü olmam, demiş.
Hadi ver bakalım, bu seferlik doksan dokuz altın olsun..

DÜNYANIN MERKEZİ

Nasreddin hocaya bir gün sorarlar:
-Hocam dünyanın merkezi neresi?
Hoca bulunduğu yeri göstererek:
-İşte tam burası.
-Aman hocam olur mu?
-İnanmazsan ölç de bak!

DÜŞÜNÜR

Tavuğu 5, papağanı 50 akçeye satan adama Hoca sorar.”
- “Hemşerim bu nasıl kuş 50 Akçe istersin?”
- “Hocam bu kuşa papağan derler ve ve insan gibi konuşur.” Bunu duyan Hoca hemen eve koşar, kümesten hindisini kaptığı gibi pazara döner ve başlar bağırmaya.
- “Bu gördüğünüz kuş sadece 100 Akçeye, gel, gelll!” Herkesten çok papağan satan şaşar bu işe ve Hoca’ya sorar:
- “Hocam 100 Akçe çok değil mi bir hindi için?” Hoca:
- “Sen 50 ye satıyorsun ama”
- “Dedim ya hocam benim kuş konuşur ama”
- “Öyleyse, benimki de düşünür!”

EN İYİ ÖĞÜT HANGİSİ?

Karısı bir gün Nasrettin Hoca’ya sormuş:
- Hoca Efendi, bu dünyada en iyi öğüt hangisi?
- Dünyada en iyi öğüt,bir kadının kocasının öğüdünü dinlemesidir,demiş.

ENSEYE TOKAT

Nasreddin Hoca çarşamba pazarında gezintiye çıkmış. Dolaşırken birden ensesinde bir tokat hissetmiş ve kendini yerde bulmuş. Hemen kalkmış arkasına bakmış, bide ne görsün iri yarı bir adam.
Nasreddin Hoca:
-Bana sen mi vurdun?
Adam:
-Evet ben vurdum..
Nasreddin Hoca:
-Şakamı yaptın yoksa gerçekmi vurdun?
Adam:
-Gerçek vurdum ne olacak..?
Nasreddin Hoca:
-Haa… iyi öyleyse, ben şakadan hiç hoşlanmam da..!

EŞEĞİ ÇALDIRMAK

Nasrettin hoca,eşeğini çaldırınca çırpınıp bağırmaya,çevresini aranmaya başlamış.Kendisini bu halde gören kadı sormuş ona:
-Eşeği kime, nasıl çaldırdın?
Nasrettin hoca,şöyle bir ters ters bakmış kadıya. Sonra da yanıtlamış onu :
-Bu soruların cevabını bilseydim zaten aramazdım…

Eşek Kadı Olmuş

Nasrettin Hoca’nın eşeği kaybolmuştu…Ama ne kadar aradıysa da bulamamıştı onu.
Aradan aylar geçmişti.
Densizliğiyle ün kazanan tanıdıklarından biri:
-Hocam, demiş,haberin var mı,senin eşek Sivrihisar’a kadı olmuş…
Nasrettin Hoca yanıtlamış adamı:
-Hiç şaşmam…Ben,ders verirken,kulaklarını dikip,öyle bir dikkatle dinliyordu ki…Sonunda adam olacağı belliydi…

Eşek Kaybolunca

Nasreddin Hoca’nın eşeği kaybolunca arkadaşları üzülmüş ve eşeği aramaya koyulmuştu. Hoca ise bunların arasında:
“Allaha şükürler olsun”, diye dolaşıyordu.
Arkadaşları dayanamadı:
“Hoca efendi biz üzülüyoruz ve eşeğini arıyoruz, sen ise şükürler olsun diye adeta seviniyorsun, bu ne haldir.” deyince:
Hoca: “Ben eşeğin kaybolmasını değil, eşeğin üzerinde ben olmadığıma şükrediyor seviniyorum, yoksa dört gündür ben de yitik olacaktım.

Farz

Nasreddin Hoca’nın evine bir gün üç molla misafirliğe gelir. Üçü de birbirinden obur şeylermiş. Hoca ne yemek çıkarmışsa silip süpürmüşler. O kadar ki sahanlarda yemek bitince, bunu da “sünnettir” diye ekmekle iyice sıyırırlarmış. Bu sırada odaya Hoca’nın oğlu girmiş. Mollalar Hoca’yı memnun etmek için:
-Aman ne güzel çocuk… Adı ne bunun? diye sormuşlar.
Hoca :
-Adı Farzdır, demiş.
Mollalar şaşırıp birbirlerine bakmışlar:
-Bu ne biçim isim Hoca Efendi? demişler. Şimdiye kadar böyle bir isim hiç duymamıştık.
Hoca hemen taşı gediğine koymuş:
-Ya, sünnet diyeyim de onu da yeyin!

Güneş Mi Yoksa Ay Mı?

Günün birinde öğretmen sınıfta Nasreddin’e sormuş:
- “Anlat bana bakalım, güneş mi yoksa ay mı bizim için daha önemlidir?” Nasreddin cevabı:
- “Tabii ki ay, zira güneş gündüz parlar. Fakat ay buna karşılık gece parıldar ve bize yolumuzu gösterir”.

Haftalardır Gözüm Ağrıyor

Nasrettin Hoca’ya gelen bir adam der ki:
-Hocam haftalardır gözüm ağrıyor, kan çanağı haline geldi. Bana bir ilaç tavsiye edin…
Nasrettin Hocanın tavsiyesi şu olur:
-Bir parmak karasakız alıp gözüne koy hemen iyi olur.
Adam tereddüt etmeden hocanın tavsiyesine uyar akşam yatarken gözüne bir parmak karasakız koyar, sabah kalkınca da güç bela sökmeye çalışır. Bir de ne görsün? Gözünün biri hemen hemen hiç görmüyor. İlaç diye gözüne koyduğu karasakız gözünü iyice berbat etmiş.
Bütün öfke ve hışmıyla hocaya koşup çıkışır:
-Tavsiyenizi yerine getirdim hoca efendi… Ama gözüm büsbütün kör oldu.
Hoca fütursuz ve kaygısız:
-Acayip! der. Benim parmağım ağrımıştı da karasakız sarmıştım, iyi olmuştu. Karasakız ilaç derler, demek kimine iyi gelir kimine gelmez.

Halep Ordaysa Arşın Burada

Palavracının bir tanesi başına topladığı üç beş insana karşı övünüp duruyormuş.
-İşte ben böyle güçlüyüm, şöyle marifetli bir adamım, ben 60 arşın uzağa atlamış bir kimseyim!…
Nasreddin Hoca da bu sırada oradan geçiyormuş. Palavracının yanına yaklaşıp:
-Yaa, demek sen altmış arşın atlarsın. Haydi atla da görelim bakalım.. demiş.
Adam hık mık etmiş :
-Ama ben Halep’te atladım. Demiş.
Nasreddin Hoca kızmış:
-Canım Halep oradaysa arşın burada , demiş.

Hamal

Nasrettin Hoca bir gün pazara gider. Aldığı eşyalar çok fazla gelmiş olmalı ki bir hamal tutar. Hoca önde, hamal arkada evin yolunu tutarlar. Nasreddin Hoca evine geldiğinde birde arkasına bakar ki, hamaldan eser yok. Kuş olup uçmuş sanki. Hamalı bulmak için epey uğraşır. Yoldan gelen geçene sorar, tekrar pazara gider, ama nafile. Hamal ortada yoktur. Çaresiz evine döner gelir. Bir kaç hafta sonra, Hoca arkadaşlarıyla bir yerde oturup dertleşirken, arkadaşlarından biri.
-Hocam, bak şu karşıdan gelen adam, senin geçenlerde aradığın hamalın ta kendisi ! Fırsat bu fırsat, haydi yakala da haddini bildir.
Hoca, sokak ortasında hamalın kabahatini yüzüne vurmayacak kadar yüreklidir. Dahası, hamal kendisini görüp utanmasın diye, bir fırsatını bulup hemen ortalıktan kaybolur. Arkadaşlarıyla tekrar bir araya geldiklerinde arkadaşları sorarlar:
-Hocam geçen gün sana hamalı gösterdiğimiz halde neden yakalamadın da ortadan kayboldun?
Hoca tatlı tatlı tebessüm eder,
-Ben hamalı kaybedeli iki hafta olmuştu. Hamal beni görünce “iki haftadır sırtımda senin yükünü taşıyorum, ver bakalım iki haftalık yevmiyemi.” deseydi ben ne yapardım…

Herkese Kıyamet

Nasrettin hocanın bir danası varmış. Bazı uyanıklar danayı boğazlatmak için aralarında anlaşıp hocanın yanına gelirler.
Yarın kıyamet kopacakmış bir araya geleceğiz sende yanımızda ol.
Hoca cemiyete katılır adamlar;
Hocam nasıl olsa yarın kıyamet kopacak şu senin danayı kesip yiyelim derler. Dana kesilip afiyetle yenir.
Uyanıklar oyuna dalınca hoca onların kümesteki bütün tavuklarını keser hocaya çıkışırlar hoca da;
Maşallah kıyamet sadece bana kopuyor, demiş.

Hırsızın Bunda Hiç Suçu Yok Mu?

Günün birinde hırsızın biri Nasreddin Hoca’nın evine girmiş ve ne bulduysa hepsini yanına almış gitmiş. Hoca’nın arkadaşları evi yalnız bıraktığı ve kapıyı sıkı kapamadığı için ona katıla katıla gülmüşler. Nasreddin Hoca buna daha fazla dayanamamış ve:
- “Pekâla, pekâla! Ben suçluyum ama hırsıza ne oluyor? Onun bunda hiç suçu yok mu?”

Hikmetinden Sual Olunmaz

Nasrettin hoca bir gün köyden şehre giderken yorulmuş tarlanın kenarındaki Ceviz ağacının altında dinleneyim demiş.
Şöyle bir etrafına bakınıp ağacın altına uzanmış. Ve şöyle düşünmüş.
Ey Allah’ım gücüne sual olmaz amma, incecik kabak sapında kocaman kabak var, koskocaman ağaçta küçücük ceviz var, bu nasıl iş deyip uykuya dalmış.
Ağaçtan bir ceviz hocanın kafasına düşüvermiş. Ve kafada ceviz büyüklüğünde bir şiş olmuş.
Hoca hiddetle uyanmış ve Yarabbi sen en iyisini bilirsin demiş. Simdi o kabak ağaçta olsaydı benim halim ne olurdu.

Hoca Ağaca Çıkmış

Hoca bir gün ağaçtaki elmaları toplamaya karar vermiş.
Ağaca çıkarken pabuçları da yanına almış
Ne yapacaksın pabuçları, demişler
Ne olur ne olmaz ya ağaçtan öte bir yol varsa, demiş.

Hoca Dama Çıkmış

Hoca yaz günü dama çıkmış kiremitleri değiştiriyormuş bir dilenci kapıya gelir ve hocam biraz aşağıya iner misiniz, der.
Hoca işi bırakıp inmiş aşağıya dilenci elini uzatıp Allah rızası için sadaka demiş hoca kendini kandırıp damdan aşağı indiren dilenciye gel benimle deyip onu dama çıkarmış ve şimdi ödeştik der.

Hoca Turşucu Olmuş

Bir gün Nasrettin Hoca turşucu olmuş. Eşeğini almış, yola çıkmış.
- Turşu alın turşu, diyecek olmuş. Eşek hemen anırmaya başlamış. Biraz daha gitmişler. Hoca durmuş. Yine:
- Turşu alın turşu, diyecek olmuş. Eşek yine anırmaya başlamış.
Hocanın tepesi atmış. Eşeğine dönerek:
- Bana bak eşek, demiş. Turşuyu sen mi satacaksın, yoksa ben mi satacağım?

Hocanın Hanımı Ve Eşeği

Hoca’nın çok sevdiği hanımı vefat eder. Bu durum Hoca’da büyük üzüntü meydana getirir. Herkes bu üzüntülü durumun uzun süre devam edeceğini zanneder ama hiç de öyle olmaz. Hoca bir hafta sonra eski haline döner. Eskisi gibi neşeli görünmeye başlar.
Bir müddet sonra, Hoca’nın eşeği ölür. Bu sefer dünya Hoca’ya zindan olur. Yemeden içmeden kesilir. Bunu görenler, Hoca’nın hanımına vefasızlık ettiğini düşünür ve toplanıp Hoca’yı ziyaret ederler.
-Hocam, hanımın vefat ettiğinde bu kadar üzülmemiştin, oysaki eşeğin öldüğünde yemeden içmeden kesildin, hala kendine gelemedin, nedir bunun sebebi, diye sorarlar.
Hoca kaşlarını çatar ve ciddi bir tavırla:
-Hanım vefat ettiğinde, daha cenazeden dönerken eş dost,”Üzülme Hoca, biz sana daha iyisini buluruz, seni evlendiririz” dediler. Halbuki eşeğim öleli bir hafta oluyor, kimse çıkıp ta “Hocam sana daha iyi bir eşek alırız” demediği gibi daha önce verdikleri sözü de tutmadılar. Böyle sahte dostluklar, yalancı teselliler karşısında ben üzülmeyim de kimler üzülsün?

Hocanın Kadılığı

Hoca kadılığa yeni başladığı dönemlerde:
-Hocam, derler, çok dostunuz var mı ?
-Şimdi o kadar çok ki sayılacak gibi değil. Gerçek dostlarımın sayısı ise şimdi değil, ben kadılıktan ayrıldıktan sonra belli olur…

İnşallah

Nasrettin Hoca bir gün hanımına: “Hanım yarın yağmur yağarsa evde kalacağım, eğer yağmazsa ormana odun kesmeye gideceğim” demiş. Hanımı “İnşallah de bey belli olmaz” demiş. Hoca da kızarak “İnşallahı maşallahı mı var hanım yağarsa evde kalırım yağmazsa oduna giderim demiş.”
Hanımın içine sinmemiş ama susmuş.
Ertesi gün hava güzelmiş ve Nasrettin Hoca ormana gitmiş. O gün de oraya başka ülkeden gezmeye gelen bunun yanında haydutlukta yapan adamlar gelmiş. Nasrettin Hoca’yı almışlar bize rehber ol diye diyar diyar gezdirmişler. Eşeğini falan da almışlar. Birkaç hafta sonra Hoca yorgun argın, üst baş perişan evine gelmiş ve kapıyı çalmış. Hanımı “Kim o? diye sormuş. Hoca da:
-İnşallah Nasrettin Hoca hanım… inşallah Nasrettin Hoca…

İpe Un Sermek

Nasrettin Hoca’nın komşusu Hoca’nın kapısını çalıp ip istemiş.
Hoca:
-Kusura bakma komşu, bizim hanım ipe un sermiş, onun için veremeyeceğim.
-Aman Hoca hiç öyle şey olur mu, ipe un serilidiğini de senden duyuyorum!
Nasrettin Hoca hiç istifini bozmadan:
-Canım, nevar bunda; vermeye gönlüm olmayınca bal gibi de serilir…!

Kadı Nasreddin

Nasreddin Hoca’nın kadılık yaptığı sıralarda bir adam gelmiş:
-Kadı efendi size bir şey danışacağım.
-Buyrun sorun. Demiş Nasreddin Hoca,
-Geçen gün, sizin inek, bizim ineğin karnını tepelemiş ve öldürmüş. Şimdi ne yapmam gerek? Nasreddin Hoca, sakallarını sıvazlayıp bir an düşündükten sonra :
-Hayvan bu, demiş, dava edecek değilsin ya hayvanı!.. Sahibinin bu işte suçu yok, ne bilsin böyle olacağının..
Hocanın bu sözleri üzerine adamın yüzü gülmüş, tekrar söze başlamadan önce:
-Kusura bakma kadı efendi, demin ben bir yanlışlık yaptım, ölen inek benimki değil, seninki imiş. Benim inek senin ineği tepelemiş ve senin inek ölmüş…
Hoca , yerinden doğrulup:
-Bak demiş, şimdi iş değişti. O halde verin raftaki kara kaplı kitabı da hele bir bakalım! …

Kadının Ahbabı

Bir gün Nasreddin Hoca eşeği ile giderken kadıya rastlamış.
Kadı hocayla alay edip:
-Hocam, iki kardeş nereye gidiyorsunuz? diye sormuş.
-Evet efendim, kardeşiniz “Canım sıkıldı bir ahbabın evine götürün” dedi de onu sizin eve götürüyorum.
Size rastladık yolumuz kısaldı, diye cevap vermiş Nasreddin Hoca.

Karatavuk

Nasrettin Hoca, kümesindeki bir kara tavuğu, pazara götürüp satmak ister. Adamın biri alıcı olur ancak:
-Ben bu tavuğun rengini beğenmedim, beyaz olsaydı kesin alırdım, der. Hoca hemen iki kalıp sabun alarak hayvanı yıkamaya başlar. Tabii hayvanın tüyleri yinede simsiyahtır. Hoca kendisini hayretle seyreden müşteriye dönerek:
-Boyayan ne güzel boyamış, öyle has boyamış ki hayvanın rengini ağartmak mümkün değil..! der
Bu sözleri duyan müşteri dersini almıştır ve tavuğu hemen satın alıverir…!

Kaya Parçası

Köy Halkı büyük bir kaya parçasının etrafında toplanmış konuşurken oradan geçmekte olan Nasreddin Hoca onları dinlemeye koyulur. Köylüler konuşmanın bir yerinde “Bu kayayı yerinden kimse oynatamaz..” derler. Hoca bu söylenene itiraz eder.
-O kayayı ben sırtımda taşıyabilirim.
Hoca’nın bu iddiası karşısında köy halkı kahkahayla gülmeye başlar. İçlerinden biri:
-Hocam amma yaptın, der. Biz bu kayayı kimse yerinden oynatamaz diyoruz, sen ne diyorsun. Olacak iş mi seninki?
Hoca hiç bozuntuya vermez.
-Ben o kayayı sırtımda taşırım diyorsam taşırım.
Köylülerden biri: “Hadi o zaman taşı da görelim.” der.
Hoca kayanın yanına yaklaşır ve beklemeye başlar. Köylüler şaşkınlık içinde Hoca’yı izlerken bir tanesi alayla karışık:
-Ne oldu Hocam, der. Yoksa şu koca kayayı taşıyamayacağını anladın mı? Neden bekliyorsun?
Hoca:
-Bre , kayayı kaldırıp sırtıma koymanızı bekliyorum. Yerdeki kayayı sırtımda nasıl taşıyayım…

Kazan Doğurdu

Hoca komşusundan bir gün kazanı ödünç ister. İade ederken de hem teşekkür eder, hem içine minik bir kazan koyar. Komşusu merakla bu minik kazanı sorunca da,
“Komşu, bizdeyken kazanın doğurdu” der.
Komşusu bu işe pek sevinir. Aradan epey zaman geçer, Hoca yine komşusundan kazanını ödünç ister. Komşusu da sevinerek verir. Ama bu kez aradan günler, haftalar, hatta aylar geçer, kazandan ve Hoca’dan ses çıkmaz.
Nihayet bir gün komşusu konuyu açmaya karar verir,
“Hoca bizim kazan ne oldu?” diye sorar.
Hoca da üzgün bir ifadeyle,
“Komşu çok zaman geçti aradan, senin kazan öldü. Sana nasıl söyleyeceğimi düşünüp duruyordum” deyince sinirlenen komşusu,
“Hocam ne diyorsunuz? Hiç kazan ölür mü? Kazan canlı mı ki ölsün?”
Hoca,
“Doğurduğunu kabul etmiştin, sesin çıkmamıştı, şimdi ölünce neden feryat ediyorsun” der komşusuna.

Kızını Bana Ver

Nasreddin Hoca’nın yaşlı ve şakacı komşusu Hoca ile dalga geçmek için;
-Yazık, anan erken öldü. Ölmeseydi ananla evlenirdim ve sen benim oğlum olurdun” demiş.
Nasreddin Hoca bu, kalır mı laf altında:
-Gerçekten oğlun olmamı istiyorsan hâlâ geç değil. Kızını bana ver, gene oğlun olayım.

Kötü Damat

Nasreddin Hoca kaynanasından pek hoşlanmazmış.
Bir gün kapı vurulmuş. Nasreddin Hoca kapıyı açmış ve bakmış ki kaynanası yorgun ve nefes nefese kalmış, kapının eşiğinde oturuyor.
-Damat, ben geldim, bir kaç gün burada kalabilir miyim, demiş.
Hoca:
-Tamam kalabilirsin demiş ve kapıyı kapamış…

Kuyudaki Ay

Bir yaz gecesinde Nasrettin Hoca’nın uykusu kaçar. Bahçeye iner.
- Şuradan buz gibi bir su içeyim, der kendi kendine.
Kuyuya, kovayı indirmek için eğildiğinde, bir de ne görsün!
Ay kuyunun içinde değil mi?
- Ay suya düşmüş. Ay nasıl olmuş da suya düşmüş? Şunu çıkarayım bari, der.
İpinden tutar, kovayı kuyuya sallandırır. İşte o sırada kova, kuyudaki çıkıntılı bir taşa takılır. Çeker, kova gelmez. Uğraşır , didinir. Sonra ipi biraz gevşetir. Kovanın kurtulduğunun farkına varmaz.
Tekrar bütün gücü ile çekince sırt üstü düşer. Bir de ne görsün, Ay gökyüzünde değil mi?
- Eh, der. Düştüysem Ay da kuyudan çıktı ya!

Lakap

Timur,bir gün Nasrettin Hoca ile görüşürken söz dönüp dolaşıp Abbasi büyüklerine gelmiş.
Timur sormuş:
-Hoca bilirsin ya,Abbasi büyüklerinin hemen hepsinin “Muvaffak-ı Billah”, “Mütevekkil Alallah”, “Mütesim-ül Illah” gibilerinden birer lakabı vardır. Eğer ben de Abbasilerden olsaydım, acaba bana nasıl bir lakap takarlardı? De bakalım…
Nasrettin Hoca bu fırsatı kaçırır mı?
Timur’un yüzüne baka baka:
-Herkes sana “Neuzi Billah” derdi!… deyivermiş…

Marifet

Bir adam, elinde çok karışık elyazması farsça yazılmış bir mektup
- “Hocam, şu mektubu bana bir okusana.”der. Hoca bakmış elyazısı çok karışık evirmiş çevirmiş okuyamamış adama geri vermiş. Adam şaşırıp, Hocanın okuması yok zannederek:
- “Ayıp Hoca, ayıp! Benden utanmıyorsan başındaki koca kavuğundan utan!.” demiş. Bunun üzerine Hoca kavuğu çıkarıp adamın kafasına geçirerek:
- “Madem ki iş kavuktadır: Haydi giy de şunu, kendin oku bakalım mektubunu.”

Muhabbet Kuşu

Nasrettin Hoca, pazarda bir adamın başına toplanan kalabalıga yaklaşır. Satıcı elindeki muhabbet kuşunu satmaya çalşmakta ve fiyatı ise cok yuksek 50 Akce, yan taraftaki tavuklar ise 5 Akçe. Hoca fiyattaki bu aşırı farka kızar ve:
-Hemşerim bu nasil kuş 50 Akce istersin?
-Hoca efendi bu bildigin kuş değildir bunun özelliği var.
-Neymiş özelliği?
-Hocam bu kuşa muhabbet kuşu derler ve konuşur.
Hoca aniden hemen eve kosar, kumesten hindisini kaptiği gibi pazara döner. Biraz önceki satıcı adamin yanina durur ve yuksek sesle;
-Bu gordugunuz kus sadece 100 Akceye, gel, gelll!
Herkesten cok muhabbet kuşu satan şaşar bu ise ve sorar.
-Hocam 100 Akce cok degil mi bir hindi icin?
-Sen 50 ye satiyorsun ama
-Dedim ya hocam benim kus konusur ama
-Oyleyse, benimki de dusunur!

Nasreddin Hoca Eşeğine Neden Ters Binerdi?

Nasreddin Hoca camide vaazını bitirip evine dönmek üzere eşeğine binmiş. Bir ara bakmış ki cemaatin bir bölümü arkasından geliyor, hemen eşekten inip ters binmiş. Cemaatten kimileri nedenini merak edip sorunca Nasreddin Hoca şu yanıtı vermiş;
-Siz önden gitseniz bana arkanızı dönmüş olursunuz ki hiç yakışık almaz. Yok, ben önden gitsem, bu kez de ben size arkamı dönmüş olacağım ki bu da ayıp olur. Oysa gördüğünüz gibi eşeğe ters binince ben önden siz arkadan gitmiş oluyorsunuz. Böylece yüz yüze oluyoruz. Ben, bana saygısızlık yapılmasını da, saygısızlık yapmayı da hiç sevmem…!

Nasreddin Hoca’nın Yaşı

Nasreddin Hoca’nın komşusu Hoca’ya:
- Hocam kaç yaşındasın? der.
Hoca:
- 40 yaşındayım der.
Aradan 5 yıl geçer. Hocanın komşusu gene:
- Hocam kaç yaşındasın? der.
Hoca gene:
- 40 yaşındayım, der.
Komşusu:
- Nasıl olur hocam 5 yıl önce de aynı şeyi demiştin, der.
Hoca:
- Erkek adam sözünden döner mi, der.

O Kadar Gezse

Nasrettin Hoca’ya dert yanıyorlar:
-Yahu Hoca senin karı çok geziyor.
Hoca:Olur mu canım? O kadar gezse arada bir bizim eve de uğrar.

Ok İsabet Edince

Hoca bir gün Timur’un huzurunda ok atmadaki marifetinden bahseder Timur hemen ok ile yay getirtir buyurun der hedef dikilir.
Hoca oku fırlatır ok hedefi tutmaz bizim sekban başı böyle atardı der bir ok daha atar, oda vızlayarak dağların yolunu tutar subaşı da böyle atardı der.
Üçüncü ok ise tam hedefe isabet edince Nasreddin Hoca böyle atar der..

Ortak Eşek

Hoca ile komşusu ortak olmuşlar ve bir eşşek almışlar. Hayvan pazarından eve dönünce Hoca komşusuna sorar:
-Eşşeğin hangi yarısı sana ait ?
Uyanık komşu düşünür ve..
-Önü benim, arkası senin, der.
Hoca hemen eşşeğin arkasındaki sinekleri kovalar, kuyruğunu düzeltir. Sonra da:
-Eşşeğin bana ait olan kısmının işlerini yaptım, benim işim bitti. Şimdi sıra sende, arpa, saman al da sana ait olan kısmının işini gör der…

Öte Git

Nasreddin Hoca’nın karısı, hocaya öte git demiş.
Öte öte giderken bir adamla karşılaşmış.
Adam:
- Hayrola Hocam nereye gidiyorsun böyle, demiş.
Hoca:
- Bizim hanıma söyle daha ne kadar öte gideyim, demiş.

Para İlişkisi

Cimrinin biri, Hoca’ya, “ Hocam demek parayı sende seviyorsun, fakat neden?” Hoca hemen cevap verir:
- “Adamı, senin gibilere muhtaç etmez de ondan.

Paranın Sesi

Hoca’nın gölge kadılığı (?) yaptığı sıralarda karşısına birbirinden şikayetçi iki adam çıkagelir. Davacı olan adam, Nasrettin Hoca’ya dert yanmaya başlar.
-Hocam, bu adam beş ton odun kırdı. O her baltayı vurduğunda, ben de “hınk” diyerek ona destek verdim. Kendisi paraları aldı ama bana hakkımı vermedi.
Hoca davayı dinledikten sonra, davacıya dönerek:
-Evet haklısın. Sen karşısında dur, ona o kadar destek ol, bütün parayı odunu kıran alsın, olmaz öyle şey, der.
Odunu kıran davalı karşı çıkar:
-Ama Hocam, bütün odunu ben kırdım, karşımda seyretmekle nasıl benim kazancıma ortak olur?
Nasreddin Hoca:
-Sen karışma orasına, sana verilen para kesesini getir pakalım.
Tüm odunu kıran davalı adam, istemeyerek de olsa para kesesini getirir ve Hoca’ye uzatır.
Hoca para kesesini eline alıp sallar. Şıngır mıngır para sesi duyulur. Bunun üzerine Hoca davacıya döner ve:
-Haydi şimdi paraların sesini al git; hınk deyicinin ücreti ancak bu kadar olur…

Parayı Veren Düdüğü Çalar

Nasrettin hoca eşeğine binip pazarın yolunu tutmuş.Yolda çocuklarla karşılaşmış.Çocuklar hep bir ağızdan ‘hocam bize düdük al’ diye bağrışmışlar.Aralarından sadece bir tanesi parasını verip ‘bana da düdük alabilir misiniz’ demiş.Hoca hepsine başını sallayarak pazara gitmiş.
Pazardan dönüşünde çocuklar Nasrettin Hoca’yı durdurmuşlar
‘hocam düdüklerimizi getirdiniz mi’ diye sormuşlar.
Hoca sadece parayı veren çocuğa düdük vermiş.
Çocuk düdüğünü çala çala sokaklarda dolaşmış.
Diğer çocuklar ‘hani bizim düdükler’ diye sormuş.
Hoca şu cevabı vermiş
‘PARAYI VEREN DÜDÜĞÜ ÇALAR’…..

Perdeyi Ben Buldum

Bir ahbap topluluğunda Hoca’nın eline iş olsun diye, bir saz tutturmuşlar:
-Hadi bize güzel bir şeyler çal da dinleyelim! demişler.
Hoca, sazı eline alınca mızrabı bir aşağı bir yukarı teller üzerinde rasgele dolaştırmaya ve böylece tuhaf tuhaf sesler, gıcırtılar çıkarmaya başlamış:
-Ama Hoca demişler, saz dediğin böyle mi çalınır? Perdeler üzerinde usulüyle gezinmek gerek…
Hoca, elindeki sazı dımbırdatmayı sürdürürken:
-Onlar perdeyi bulamazlar, aramak için gezinip dururlar. Ben buldum işte. Niçin boşu boşuna gezinip durayım, demiş.

Rahmet Yağıyor

Nasreddin Hoca çok yağmurlu bir günde pencerenin önüne oturmuş dışarıyı izliyormuş. Bir ara komşularından birini, koşa koşa evine doğru giderken görmüş. Pencereyi açarak seslenmiş:
-Yazık sana komşu..! Senin gibi aklı başında, inançlı bir adam, Allah’ın rahmetinden kaçar mı hiç?…
İçinden Nasreddin Hoca’ya hak veren adamcağız, koşmayı bırakmış ve ağır ağır yürümeye başlamış. Fakat eve geldiğinden tepeden tırnağa ıslandığını anlayınca, Hoca’nın oyununa uğradığını anlamış…
Günün birinde bu sefer de Nasreddin Hoca yolda yağmura tutulmuş, koşa koşa evine gidiyormuş. Daha önce kendisiyle alay ettiği komşusunun evinin önünden geçerken adamcağız “taşı gediğine koymanın tam zamanı” diye düşünerek, Hoca ya seslenmiş:
-Hocam, Hocam, Allah’ın rahmetinden niçin kaçıyorsun, ayıp değil mi sana?
Hoca, hiç istifini bozmadan koşmaya devam ederek şu cevabı vermiş:
-Sen ne anlarsın be adam!… Ben rahmetten kaçmıyorum, tam tersine yere düşen rahmetleri
çiğnememek için koşuyorum!…”

Rüşvetçi Kadı

Nasreddin Hoca’nın bir gün canı sıkılır ve atmacasını alıp ava çıkar. Atmaca’yı uçurur ve atmaca belirli bir süre gezdikten sonra av aramaktan yorulur. Ve gider bir ineğin başına konar.
Nasrettin Hoca :
“Hah ! Benim atmaca bir inek yakaladı” der ve hayvancağızı getirip kendi ahırına bağlar. Bir süre sonra ineğin sahibi gelir ineğini geri ister.
NasrettinHoca :
“Onu bizim atmaca yakaladı veremem”
“Ama nasıl olur Hoca, küçücük bir kuş kocaman bir ineği nasıl yakalar.”
“Orasını ben bilmem” der Hoca ve adama ineği vermez, geri gönderir. İneğin sahibi hocayı mahkemeye verir. Orada da rüşvet yiyen bir kadı vardır.
Nasrettin Hoca Kadı’ya gider :
“Kadı bey sen benden yana ol, sana ineğin yağından, çökeleğinden gönderirim” der. Kadı da bu teklifi kabul eder. Ve mahkeme kurulur. İneğin sahibi ne kadar haklı olsada, haksız gösterilir mahkemede ve inek Hoca’da kalır. İleriki bir zamanda Hoca bir kova alır, kovanın dibine yarıya kadar inek pisliği doldurur, geri kalanına ise yağ koyar ve kadıya götürür. Kadı sevinir bu işe , kabul eder. Kadının evinde, kovadaki yağ yarı olunca inek pisliği çıkmaya başlar .
Kadı hemen Hoca’yı çağırtır;
“Ne bu rezalet Hoca! Bana fışkı mı yedirecektin” der.
Nasrettin Hocada ;
“Sen bu pisliği yeni yemeye başlamadın ki” der. Hoca ineği sahibine tekrar verir. Kadı da bunun bir ders olduğunu anlar bir daha hiç rüşvet yemez .

Sahibine Veririm

Nasreddin Hoca fakirlikten Kurban Bayramı’nda kurban kesememiş. Bayram namazından dönerken sokakta bir keçi görmüş, hemen yakalayıp kurban edip yemiş. Bunu öğrenen komşusu Nasreddin Hoca’ya:
-Hocam kıyamet günü keçi için sorguya çekileceksiniz, o zaman ne diyeceksiniz? demiş.
Hoca :
-İnkar ederim, demiş.
-İnkar edemezsiniz, kıyamet günü keçi dirilip tanıklık edecek.
-Öyleyse daha iyi, demiş Hoca. Kıyamet günü keçi dirilip gelse hemen yakalayıp sahibine geri verip bu dertten kurtulurum.

Saygısızlığı Sevmem

Nasreddin Hoca camide vaazını bitirip evine dönmek üzere eşeğine binmiş. Bir ara bakmış ki cemaatin bir bölümü arkasından geliyor, hemen eşekten inip ters binmiş. Cemaatten kimileri nedenini merak edip sorunca Nasreddin Hoca şu yanıtı vermiş;
-Siz önden gitseniz bana arkanızı dönmüş olursunuz ki hiç yakışık almaz. Yok, ben önden gitsem, bu kez de ben size arkamı dönmüş olacağım ki bu da ayıp olur. Oysa gördüğünüz gibi eşeğe ters binince ben önden siz arkadan gitmiş oluyorsunuz. Böylece yüz yüze oluyoruz. Ben, bana saygısızlık yapılmasını da, saygısızlık yapmayı da hiç sevmem…!

Saz

Hoca Nasreddin bir gün eline bir saz almış, tıngırdatıp duruyormuş. Hanımı dayanamamış sormuş;
- Ne yapıyorsun Hoca?
- Saz çalıyorum ya gömüyor musun!
- Yahu o sazı çalanlar elini aşağı yukarı götürüp getiriyorlar, ama sen orayı tutmuş, hiç bırakmıyorsun!
- Hanım onlar benim bi seferde bulduğum yeri bulmaya çalışıyorlar da ondan ellerini aşağı yukarı kaydırıyorlar.

Sen En İyisini Bilirsin

Nasrettin hoca bir gün köyden şehre giderken yorulmuş tarlanın kenarındaki Ceviz ağacının altında dinleneyim demiş.
Şöyle bir etrafına bakınıp ağacın altına uzanmış. Ve şöyle düşünmüş.
Ey Allah’ım gücüne sual olmaz amma, incecik kabak sapında kocaman kabak var, koskocaman ağaçta küçücük ceviz var, bu nasıl iş deyip uykuya dalmış.
Ağaçtan bir ceviz hocanın kafasına düşüvermiş. Ve kafada ceviz büyüklüğünde bir şiş olmuş.
Hoca hiddetle uyanmış ve Yarabbi sen en iyisini bilirsin demiş. Simdi o kabak ağaçta olsaydı benim halim ne olurdu.

Sıcak Ekmek

Nasrettin Hoca yolculuğa çıkar. Birkaç gün yol aldıktan sonra, zaten az olan parası biter. Beş parasız bir müddet daha gider ama çok geçmeden açlık başına vurur. Parası olmadığı halde çarşı pazar dolaşmaya başlar. Bir ekmek fırınının önünden geçerken burnuna mis gibi sıcak ekmek kokusu gelir. Hoca, dükkanın önünde durup, müşteri bekleyen fırıncının yanına gelir ve:
-Hey ahbap, bu ekmekler senin mi, diye sorar.
Adam umursamaz bir vaziyette cevap verir:
-Evet, benim.
Nasreddin Hocanın karnı iyice acıkır, ağzı sulanır.
-Gerçekten senin mi bu mis gibi kokan sıcacık somunlar?
Adam Nasrettin Hocanın açlığından haberdar değildir ya, sinirli sinirli cevap verir:
-Benim dedim ya kardeşim, daha ne sorup duruyorsun!
Hoca ekmeklere bakarak iç geçirir:
-Sen elindeki nimetin kıymetini bilmiyorsun ahbap. Madem bu kadar ekmek senin, neden yemiyorsun…!

Size Müjdem Var

Timur , ordusundaki fillerden birini , Nasrettin hoca’ nın köyüne göndermiş.
Fil, köyde ne kadar ot varsa ,onları silip süpürüyormuş.dayanamamışlar bu duruma köylüler. Nasrettin hoca ‘yı da önlerine katarak, Timur’a şikayet etmek için yola çıkmışlar.
Yolda köylüler , birer ikişer sıvışmaya başlamışlar.
Tek kalan Nasrettin Hoca , Timur’un huzuruna alınmış:
- Köyümüze gönderdiğin filden köylüler çok memnun kaldılar. Yalnız, zavallı hayvan tek başına yaşıyor. Lütfen, hayvancağızın yalnız başına yaşamaması için bir de dişi fil gönderilmesini istiyoruz. İşte bunu arz etmek için huzurunuza geldim… demiş.
Bu sözlere çok sevinmiş Timur.Hemen yanındakilere, Nasrettin Hoca’nın köyüne birde dişi fil gönderilmesi için emir vermiş…
Nasrettin Hoca’nın sevinçli bir haber getirdiğini sanan köylüler sormuşlar Nasrettin Hoca’ya
- Timur’un fili ne zaman geri alacak?
Nasrettin Hoca gülümsemiş:
- Size bir müjdem var . Timur söz verdi , yakında bu filin dişisini de gönderiyor köyümüze demiş.

Suyunun Suyu

Günün birinde komşu köyden Ahmet adında biri elinde hediye bir tavukla çıkagelir ve o akşam Hocanın evinde misafir olur. Bir hafta sonra Ahmet’in arkadaşı olduğunu söyleyen bir başka kişi yine gelir ve Hoca onu da evinde bir gece en güzel şekilde ağırlar. Bir zaman sonra Ahmet’in arkadaşının arkadaşı olduğunu söyleyen biri daha gelir, Hoca onu da sofraya oturtur ve önüne bir kase sıcak su koyar. Bu işe şaşan adama Hoca tebessümle:
- “Bu Ahmet’in tavuğunun suyunun suyu” der.

Şakadan Hoşlanmam

Nasreddin Hoca çarşamba pazarında gezintiye çıkmış. Dolaşırken birden ensesinde bir tokat hissetmiş ve kendini yerde bulmuş. Hemen kalkmış arkasına bakmış, bide ne görsün iri yarı bir adam.
Nasreddin Hoca:
-Bana sen mi vurdun?
Adam:
-Evet ben vurdum..
Nasreddin Hoca:
-Şakamı yaptın yoksa gerçekmi vurdun?
Adam:
-Gerçek vurdum ne olacak..?
Nasreddin Hoca:
-Haa… iyi öyleyse, ben şakadan hiç hoşlanmam da..!

Şaplak

Nasreddin Hoca çarşamba pazarında gezintiye çıkmış. Dolaşırken birden ensesinde bir tokat hissetmiş ve kendini yerde bulmuş. Hemen kalkmış arkasına bakmış, bide ne görsün iri yarı bir adam.
Nasreddin Hoca:
-Bana sen mi vurdun?
Adam:
-Evet ben vurdum..
Nasreddin Hoca:
-Şakamı yaptın yoksa gerçekmi vurdun?
Adam:
-Gerçek vurdum ne olacak..?
Nasreddin Hoca:
-Haa… iyi öyleyse, ben şakadan hiç hoşlanmam da..!

Şükür

Bir gün Nasrettin Hoca Timur’a ayva götürüyormuş.sepet dolu ayvalarla giderken bir köylüye rastlamış. Köylü demiş ki:
- Hocam Timur ayva sevmez sen ona başka bir şey götür.
Bu sefer Hoca ayva yerine incir götürmüş.
Timur inciri yemeye başlamış . Bir tane yiyor bir tanede Hocanın kafasına atıyormuş. Hoca:
-Yarabbi şükür , diyormuş.
Timur sormuş:
- Kafana incir atınca neden şükrediyorsun .
Hoca’da şöyle demiş:
-Ya size ayva getirseydim.

Tabutun Neresinde

Sormuşlar Hocaya:
Cenaze taşınırken tabutun ne tarafında bulunulmalı, önünde mi, arkasında mı, sağında mı, solunda mı? diye.
Hoca söyle bir kasılmış cevap vermiş tabutun içinde bulunmayın da neresinde bulunursanız bulunun!

Tahmin Ediyorum

Kendi haline bakmadan Hoca’yla uğraşmaya kalkışanlar hiç de az değildi. Bunlardan biri Hoca ile alay etmek ister:
-Hocam, biliyor musunuz benim eşek kadılık yapmaya başladı, der.
Hoca kendisiyle alay etmek isteyenlere dersini vermekte gecikmez. İstifini bozmadan cevap verir.
-Biliyorum, ben vaaz ederken bir sana bakıyorum bir eşeğe, eşeğin kulaklarını dikmiş beni dinliyordu, hem de senden daha iyi…

Tarhana Çorbası

Nasreddin Hoca oruç tutmanın verdiği mahmurlukla evdeki sedir e uzanmış ve başlamış hayal kurmaya.
-Ohh demiş, şöyle bol etli bir tarhana çorbası olsa da içsek…
Tam o sırada kapı vurulmuş. Hoca kapıyı açmış, Komşunun kızı:
-Hocam, annem hasta, bir tas çorba istiyor…
Nasrettin Hoca söylenmiş kendi kendine:
- Hey Allah’ım, bizim komşular hayalin bile kokusunu alıyor!

Taşındık Zannettim

Nasrettin Hoca’nın evine hırsız girmiş. Her şeyi alıp gitmiş.
Bunu gören Nasrettin Hoca da hırsızın peşinden hırsızın evine gider.
Hırsız, Nasrettin hocayı görünce:
- Senin ne işin var, diye kızar.
Nasreddin Hoca da:
- Sen eşyaları çalınca tasındık zannettim de, diye cevap verir.

Turna Ayağı

Hoca güzel bir Turnayı kızartıp tepsiye koyar ve Timur’a götürmek üzere yola koyulur. Ancak tepsiden gelen mis gibi kokular Hoca’nın ağzını sulandırır. Bir ağacın altına oturup Turna’nın bir budunu koparır yer.
Timur, Hoca’nın getirdiği Turna’nın tek ayaklı olduğunu anlayınca:
- Bu Turna’nın bir budu nerede Hoca?…diye sorar.
Hoca hemen yanıtlar:
- Bizim köyün Turnaları tek bacaklı olur da..
Timur inanmaz, gözüyle görmek ister. Kalkıp Hoca ile birlikte göl kenarına giderler. Gölde Turnalar tek ayakları üzerinde durduklarından Hoca keyifli keyifli söylenir:
- İşte devletlum gözünüzle görünüz…
Timur, Hoca’ya döner:
- Al şu oku at, birini vur… emrini verir.
Hoca çaresizlik içinde ok atar. Turnalar birden öteki ayaklarını da çıkarıp kaçmaya başlarlar.
Timur:
- Gördün mü Hoca, hepsi de iki ayaklıymış…
Hoca lafın altında kalır mı? :
- Aman Sultanım, sizde sıkıyı görseniz iki ayağınızla kaçmaz mısınız?

Umut Şu Dağın Ardında

Nasrettin Hoca odun getirmek için ormana gitmiş.
Odun toplarken bir de bakmış ki,Eşeği oralarda yok.
Seslenmiş,bağırmış,çağırmış ama eşek çıkmamış ortaya. Odunları bir kenara koyup türkü söyleyerek ağır ağır aramaya başlamış eşeği.
O sırada oradan geçen köylüler:
- Hayrola Hoca efendi, ne yapıyorsun böyle? Demişler.
Nasrettin Hoca:
- Bizim eşek kayboldu da onu arıyorum,diye yanıtlamış.
Köylüler:
- Eşeği kaybolan adam böyle türkü mü söyler? Demişler.
Nasrettin Hoca,sormuş:
- Ya ne yapar?
Köylüler:
- Telaşlanıp,üzülür,demişler.
Nasrettin Hoca, gülümsemiş:
- Bir umudum kaldı, o da şu dağın ardında. Eğer eşeğimi orada da bulamazsam, varın siz o zaman bendeki feryadı seyredin…

Uykum Kaçtı

Hoca bir gece yarısı kalkmış. Eline feneri almış. Sokağa çıkmış. Sokakta gezinmeye başlamış. Bekçi, Hoca’yı görmüş. Ona:
- Gece yarısı sokakta ne arıyorsun? Demiş.
Hoca:
- Uykum kaçtı da onu arıyorum. Demiş.

Uyurken Fare Ağzıma Kaçtı

Nasreddin Hoca pazara giderken mahalleden şakacı biri yanına gelip:
-Efendim akşam uyurken fare ağzıma kaçtı. Bunun çaresi nedir?
-Çaresi kolay demiş Nasreddin Hoca, acıkmış bir kediyi ağzınıza sokup yut!

Üzerine

Hoca, arkadaşlarıyla şirin bir köye gezmeğe gitmiş. Akşama kadar yiyip içerek eğlenmişler. Burasını pek beğenen arkadaşları, her biri bir yemeği üzerine almak şartıyla birkaç gün daha kalmağa karar vermişler. Kafileden birisi:
- “Böreği benim üzerime!” demiş. Ötekisi:
- “Eti benim üzerime!”
- “Meyvesi benim üzerime!” demiş. Herkes üzerine bir yemek alırken Nasreddin Hoca:
- “Arkadaşlar, bu ziyafetler aylarca bile sürse buradan ve aranızdan ayrılırsam Allah’ın lâneti de benim üzerime!…”

Yemesi Kolay Olsun

Timur’un defterdarı hesapta bir yanlışlık yapar.
Bunun üzerine Timur o defterdara kağıtları yedirir ve işten kovar. Yerine Nasreddin Hoca’yı alır.
Nasreddin Hoca hesapları yufka üzerine yapmaya başlar. Timur, bunu görür ve sebebini sorar.
Cevap aynen şöyle olur :
- Yemesi kolay olsun diye !

Yorgan Gitti Kavga Bitti

Gece yarısı Hoca dışarıda, kapının önünde birtakım gürültüler, bağrışmalar işitmiş. Çıkıp kavganın nedenini öğrenmek istemiş.
Karısı Karşı Çıkmış:
-Efendi, ne işin var gece yarısı dışarıda? Otur oturduğun yerde..
Ama Hoca dinlememiş, yorganına sarılıp kapının önüne çıkmış. Bakmış ki iki adam kavga ediyorlar, kıyamet koparıyorlar. Nasreddin Hoca öylece bakadursun, adamlar birden Nasrettin Hoca’nın üstündeki yorganı elbirliğiyle çekip almışlar. Aldıkları gibi de tabanları yağlamışlar.
Hoca o soğukta dımdızlak kalıvermiş, alık alık bakmış bir süre. Sonra dönmüş uyku sersemi bir halde girip karısının yanına uzanmış.
Karısı:
-Hayrola efendi? Neymiş dışarıdaki kavganın nedeni?
Hoca:
-Hiç, demiş, Ne olacak, kavga bizim yorgan yüzünden çıkmış meğer, yorgan gitti kavga bitti…!



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder